Yeni başlangıçlar çoğu zaman sessiz bir ürpertiyle gelir.
İnsanı, tanıdığı her şeyi geride bırakıp hiç bilmediği bir dünyaya doğru yelken açmaya zorlar. Bu yüzden belki de en çok başlangıçlardan korkarız; çünkü alışkanlıklarımızın sıcaklığı, bilinmeyenin soğukluğundan daha güvenli gelir. Ama unutuyoruz: Hiçbir ufuk, yerinde duran birine görünmez.
İnsan, yerinde durarak büyümüyor.
Hayat, konfor alanının sınırlarında değil; o sınırların ötesine attığımız adımlarda genişliyor. Görmediğimiz şeyleri görerek, tatmadığımız tatları tadarak, bilmediğimiz yolları yürüyerek… Yeni arkadaşlıklar, yeni aşklar, yeni yüzler ancak yola çıkınca bulunuyor. Oturduğumuz yerde kalırsak, hayat da bizimle birlikte sabitleniyor; renklerini, kokularını, sürprizlerini saklıyor.
Yeni başlangıçlar, yeni ufuklar demektir.
Yeni manzaralar, yeni gözler, yeni gönüller… Ama bunun için önce cesaret gerekiyor. Cesaret dediğimiz şey, büyük kahramanlıklar değil aslında; bazen sadece bir valizi kapatıp kapıyı çekmek, bazen bir bilet almak, bazen de “Ben artık başka bir hayat istiyorum” diyebilmek.
Alışkanlıklarımızı geride bırakmak kolay değil.
İnsanın kendine kurduğu küçük dünyalar, çoğu zaman zincirlerinden daha güçlüdür. Ama zincirleri kırmadan özgürlüğün neye benzediğini bilemeyiz. Dünya, yerinde duranlara değil; adım atanlara kendini açıyor. Gittiğimiz yerleri solumak, gördüklerimizi içimize çekmek, yeni seslere, yeni dillere, yeni insanlara karışmak… Bunların hepsi yeni başlangıçlarla mümkün.
Hayat, cesur olanlara cömert davranır.
Yeni başlangıçlar, insanın kendini yeniden kurduğu anlardır. Her yeni yolculuk, içimizde saklı duran bir parçayı ortaya çıkarır. Belki de bu yüzden her başlangıç biraz ürkütücü ama aynı zamanda büyüleyicidir. Çünkü insan, her yeni başlangıçta hem dünyayı hem kendini yeniden keşfeder.
Ve Günün Sözü:
“Cesaret, konfor alanından çıkmaya karar verdiğin ilk saniyede başlar.”











